160x600
160x600

Ashab-ı Kehf Kıssası

  • 85

ASHAB-I KEHF KISSASI

Hikâyeye göre Roma imparatorluğunu M.S. 249-251 yılları arasında yöneten imparator Decius Hz. İsa’ya uyanları acımasızca işkenceye uğratıyordu. Bu olayın geçtiği yer Ephesus (Efes) şehri, yaklaşık olarak M.Ö. II. Yüzyılda kurulmuştu ve putperestliğinde en büyük merkezi olmuştu.

Hz. İsa’dan sonra onun mesajı Roma’ya imparatorluğun çeşitli bölgelerine ulaştığında Efesli birkaç genç putperestlikten vazgeçip Allah’ı Rab olarak kabul ettiler. Bunlar yedi gençti.

İmparator Decius onların inançlarını değiştirdiklerini öğrenince onlara yeni inançlarıyla ilgili sorular sormaya başladı. Onlar imparatorun İsa’nın dinine tamamen karşı olduğunu bildiği halde, inandıkları Rabbin yerlerin ve göklerin Rabbi olduğunu ve ondan başka hiç bir ilah tanımadıklarını, aksi halde büyük bir günah işlemiş olacaklarını imparatora açıkladılar.

Elbette ki imparator buna çok kızdı ve onları ölümle tehdit ederek dinlerini değiştirmeleri için üç gün süre tanıdı. Bu üç gün sonunda inançlarından dönmezlerse öldürüleceklerdi.

Bu yedi genç bunu bir fırsat bilip hemen şehirden ayrılarak dağda bir mağaraya sığınmak üzere yola çıktılar. Yol üzerinde bir köpek peşlerine takıldı. Onu geri çevirmeye çalıştılar, fakat köpeği peşlerinden ayıramadılar. Nihayet gizlenebilecekleri bir mağara buldular ve içeriye gizlendiler. Köpekte mağaranın girişinde oturmaktaydı.

Akşam olup da gece saatler ilerlediğinde zorluktan sonra rahata, korkudan sonra emniyete kavuşan gençler uykuya daldılar. Bu olay M.S. 250 yıllarında meydana geldi.

Yaklaşık 196 yıl sonra M.S. 447’de, İmparator II. Theodosius zamanında, tüm Roma imparatorluğunun Hıristiyan olduğu ve Efeslilerin de putperestlikten vazgeçtiği bir dönemde uyandılar. Bu dönemde Romalılar arasında öldükten sonra dirilme ve mahşer günü ile ilgili yoğun bir tartışma vardı. İmparatorluğun kendisi de insanların kafasından bu inançsızlığı silmek için bir fırsat aramaktaydı. Hatta bir gün insanların inançlarını ve düşüncelerini düzeltecek bir ayet, bir mucize sunması için Allah’a yalvarıp dua ederlerdi. Tam bu günlerde "yedi uyuyanlar” mağaralarında uyandılar.

Uyandıktan sonra gençler birbirlerine ne kadar uyuduklarını sordular. Bazıları bir gün bazıları da günün bir bölümü kadar uyuduklarını söylediler. Sonra birbirlerine ve kendi hallerine bakıp tartışmayı bıraktılar ve sürenin ne kadar olduğunu Allah’a bıraktılar, O daha iyi bilir dediler.

Onları ilk etkileyen bedensel etken açlık idi. Ancak yiyeceği nasıl temin edebilirlerdi? Zaten zalim hükümdarın zulmünden kaçıp, şehirden çıkmışlardı. Bu nedenle meseleyi kendi aralarında görüşüp bir çözüme bağlamaya çalıştılar. Nihayet içlerinden birini seçip gümüş paralarla yiyecek almak üzere kente gönderiler ve ona şöyle dediler:

- Sen gizliden gizliye şehre git, sakın kimse seni görmesin ve tanımasın. Hükümdarın adamlarından uzak dur ve onlara görünme. Bir şeyler satın alınca uyanık ol, kendini ele verme. Çünkü herkes yerimizi öğrenmiş olur. Yeniden tehlike ve fitneye maruz kalırız. Bu durumda ya bizi hapseder ve taşlarlar veya bizi dinimizden ve ilahımızdan ayırarak zorla kendi geleneklerine dönderirler... Bunlardan hangisi olursa kurtuluş bulamayız..

Böylece tenbih ettikten sonra adam şehre geldi. Ancak elbisesi, tipi, biçimi ve görünümü hiç de alışılmışa benzemiyordu, şehrin halkından apayrı bir tip sergiliyordu. Şehirde ona yabancıydı, dün ayrıldığı şehir gibi değildi. Bir dükkana girdi ve birkaç somun ekmek almak istedi. Fakat para olarak verdiği gümüşlerin üstünde imparator Decius’un resmini gören dükkan sahibi gözlerine inanamadı ve bu parayı nereden bulduğunu sordu. Genç adam paranın kendisine ait olduğunu söyleyince aralarında tartışma başladı. Daha sonra etraflarında büyük bir kalabalık toplandı ve mesele şehrin yöneticisine kadar ulaştı. Yönetici de şaşkın bir halde parayı aldığı hazinenin nerede olduğunu sordu. Fakat genç paranın kendisine ait olduğu konusunda ısrar etti. Kalabalığı Decius’un zulmünden kurtulmak için birkaç arkadaşı ile birlikte önceki gün mağaraya sığındıklarını anlattı. Onlarda ona artık tüm toplumun Hıristiyanlığa girdiğini, Diana’ya tapan kimsenin kalmadığını ve Decius’un öldüğünü söyleyince genç hem çok şaşırdı hem de çok sevindi. Halk da gencin durumuna ve anlattıklarına şaşırdı. Yönetici ve halk onunla beraber mağaraya geldiler.

Büyük bir kalabalıkla mağaraya gelen genç izin isteyip arkadaşlarının endişelenmemesi için dışarıda beklemelerini istedi ve genç içeri girip olanları arkadaşlarına anlattı. Mağaraya girdiklerinde gençlerin gerçekten de imparator Decius zamanına ait olduklarını anladılar. Nihayet imparator Theodosius’a da haber verildi ve o da mağarayı ziyaret etti.

Daha sonra yedi genç mağaraya geri döndüler ve son nefeslerini verdiler. Bu apaçık mucizeyi görünce insanların öldükten sonra dirilmeye inançları tekrar güçlendi ve imparator mağaranın etrafına büyük bir anıt inşa edilmesini emretti.

KUR’AN-I KERİM DE "ASHAB-I KEHF” KISSASI

Kur’an-ı Kerim’de bu kıssa Kehf suresinin 9-27 ayetlerinde anlatılmaktadır.

"Yoksa sen, bizim ayetlerimiz içinde yalnız Ashab-ı Kehf ve Rakim’in mi ibrete şayan olduklarını sandın?”

"Hani bir zamanlar gençler mağaraya sığınmışlardı da Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver. Hidayet ve tevfikinle bize işimizde doğru yolu göster demişlerdi. Bunun üzerine mağarada onları uykuya daldırdık. Nice yıllar öylece kaldılar.

"Sonra iki taraftan hangisinin mağarada kaldıkları süreyi daha iyi hesapladığını ortaya koymak için onları uyandırdık.”

"Ey Muhammed! Şimdi biz sana onların kıssasını olduğu gibi dosdoğru anlatacağız. Onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi. Bizde onların hidayet ve basiretlerini artırmıştık.

"Kavimlerinin karşısına dikilip, tam bir kararlılıkla şu gerçeği haykırdıkları zaman, biz onların kalblerini pekiştirip cesaret vermiştik: Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir. Biz ondan başka hiçbir ilaha tapmayız. Yemin olsun ki, eğer biz bunun aksini söyleyecek olursak, o takdirde saçma sapan birşey söylemiş oluruz.

"Şu bizim kavmimiz, Allah’tan başka ilahlar edindiler. Onların ilah olduğuna dair apaçık bir delil getirseler ya! Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir?”

"Madem ki onları ve onların Allah’tan başka taptıkları putları terkettiniz, haydi öyleyse mağaraya çekilin ki Rabbiniz rahmetini üzerinize yaysın, işinizde size kolaylık ve fayda ihsan etsin.

Onlara baksaydın görürdün ki güneş doğunca mağaralarının sağından dolaşır, batarken de sol taraftan onları makaslardı. Onlarda mağaranın genişçe dehlizinde bulunuyordu. İşte onların böylece uyumaları Allah’ın ayetlerindendir. Allah kime hidayet verirse odur doğru yolda olan, kimi de hidayetten mahrum eder de şaşırtırsa, artık imkânı yok, ona yol gösterecek bir dost bulamazsın.”

"Sen onları mağarada görseydin uyanık sanırdın. Halbuki onlar uykudaydı. Biz onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de ön ayaklarını mağaranın girişine doğru uzatmış yatıyordu. Eğer onları görseydin arkana bakmadan kaçar, için korkuyla dolardı.”

"Mağarada ne kadar zaman kaldıklarını birbirlerine sorup ilahi kudretin sırrına ermeleri için biz, onları uyuttuğumuz gibi uyandırdık. İçlerinden biri ‘Ne kadar kaldınız?’ dedi. Onlar da ‘Birgün veya daha az bir zaman kaldık’ dediler. Mağarada ne kadar zaman kaldıklarını kesin olarak bilemeyeceklerini anlayınca, aralarında şöyle konuştular. Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şu gümüş parayla birinizi şehre gönderin. Yiyeceklerin hangisi daha iyi baksın, ondan size rızık getirsin. Fakat çok dikkatli davransın, sizi kimseye sezdirmesin. Eğer onlar sizi ellerine geçirecek olurlarsa, ya taşa tutup öldürürler veya kendi dinlerine döndürürler ki, o zaman siz ebediyyen kurtuluşa eremezsiniz.

Biz, onları daha önce nasıl uyutup uyandırdıysak, Allah’ın vaadinin hak olduğunu ve kıyamet gününden şüphe edilmeyeceğini bildirmek için öylece şehir halkına buldurduk. Hani bir zaman halk aralarında Ashab-ı Kehf’in durumu hakkında münakaşa ediyorlardı. Bazıları: "Mağaranın ağzına bir bina yapınız. Rableri onların durumlarını daha iyi bilir dediler. Halkın ileri gelenleri de mağaranın önüne bir mescit yapacağız dediler.”

"Bazıları onlar üç kişidir, dördüncüleri köpektir derler. Bazıları da onlar beş kişidir, altıncıları köpektir derler. Bunlar sadece gayb hakkındaki tahminlerdir. Bazıları ise onlar yedi kişidir sekizincileri köpektir derler. De ki onların sayısını Rabbin daha iyi bilir. Onları bilen azdır, onun için onlar hakkında sathi tartışma dışında derin münakaşaya girme ve onlar hakkında bunlardan hiçbirine birşey sorma.”

KISSADAN ALINACAK DERSLER

1- Gerçek bir mümin hiçbir şekilde haktan dönmemeli ve batıl önünde boyun eğmemelidir.

2- Bir mümin dış şartlar, etkenler ne kadar kötü görünürse görünsün daima Allah’a güvenip dayanmak ve doğru yoldan gitmelidir.

3- Allah’ın "Tabiat kanunuyla” sınırlı olduğunu düşünmek yanlıştır. O genel geçer kurallara aykırı bile görünen şeyleri dilerse yapmaya kadirdir.

4- Ashab-ı Kehf Kıssası bize uyku ile ölümün ne kadar benzediğini ifade etmesi bakımından önemlidir.

Etiketler : Ashabı Kehf, Kehf, Kıssa, Yemliha

Sosyal Paylaşım :

468x600

İlginizi Çekebilecek Diğer Başlıklar

Yandex.Metrica
0,2845