160x600
160x600

ALLAH İBADETLERİ NİÇİN EMRETMİŞTİR? YOKSA MUHTAÇ MIDIR? SORUSUNUN CEVABI

  • 0
ALLAH İBADETLERİ NİÇİN EMRETMİŞTİR? YOKSA MUHTAÇ MIDIR? SORUSUNUN CEVABI

Haberin Tamamı İçin: http://www.izzeteker.com/addnews.html
http://www.izzeteker.com
İbadet Sözlükte; Allah'a karşı gösterilecek saygı, tâzim ve hürmet demektir. İslam'da ibâdet; Allah'ın emirlerini yerine getirmek, yasakladığı bütün haramlardan uzaklaşmak mânâsındadır. . Tasavvufta Allah için yapılan her şey ibâdettir. (kaynak wikipedia). Sözlüklerden kavramın manası araştırıldığında, mananın aynı veya benzer şekilde tanımlandığı görülecektir.
Şimdi tanım çerçevesinde tanımla ilgili olan ve olması muhtemel durumları açarak konuyu iyice belirgin kılalım. Şöyleki; kıldığımız namaz, kestiğimiz kurban, uyduğumuz yasaklar, hep saygı ve itaatin birer tezahürüdür. İbadet ikiye ayrılır:1) Saygı şeklinde ortaya konan ibadetler 2)Yasaklardan kaçınma şeklinde ortaya konan ibadetler. Bazen insanlar şunu söylüyorlar: Allah niçin ibadeti emretti, yoksa ihtiyacımı var? Kanaatimizce bu soru ibadet kavramının manasını bilmemekten kaynaklanan bir sorundur. Elbette insanların bilmediği konuları sorma ve öğrenme hakkı vardır. Bu açıdan çokça sorulan bu soruyu açıklığa kavuşturmayı insani bir görev bilerek konuyu inceleyelim. Diyoruz ki: ihtiyacı yok ama hakkı var. Bir insan diyemez ki, İstediğim kötülüğü işleyeyim, Allah’ın buna karışma hakkı yok(haşa). İbadetin bir manası da yasaklardan kaçınma idi, hatırlayalım. Saygı şeklinde ibadetlere gelince bunlar namaz, oruç gibi ibadetlerdir. Bilinmelidir başkaldırı önce saygı şeklindeki ibadetlerin terkiyle başlar sonra genele yayılır. Allah’ın kendisine saygıyı isteme hakkı da vardır. Yasaklarına uymayı isteme hakkı da vardır. Bir öğretmen içeri girince öğrenciler ayağa kalkar, Öğretmenin buna ihtiyacı mı vardır? Hayır. Öğrencinin ayağa kalkması öğrenciyi disipline eder. İnsanlar Aziz şehitlerimizin huzurunda 2 dakikalık saygı duruşuna davet edilir. Amaç Şehitliğin anlam ve önemini, bu toprakların değerini hatırlatmaktır. Yoksa şehitlerin buna ihtiyacı yoktur. Makam ve mevkiye göre gösterilen saygı da değişir. Sıradan bir insana gösterilen saygı ile bir devlet başkanına gösterilen saygı bir değildir. Devlet başkanına daha fazla saygı gösterilir. Yine bir devlet başkanına yapılan saygısızlık, o devlet başkanının şahsında bütün halkına yapılan bir saygısızlık kabul edilir. Yüce Allah tüm âlemlerin rabbidir. Elbette ona gösterilecek saygı daha farklı olacaktır. Ona gösterilecek saygısızlık ta; O, tüm âlemlerin rabbi olduğu için tüm âlemlere bir saygısızlık kabul edilir. O'na Nasıl saygı? Kafasına estiği gibi saygı mı? Her şeyi bilen Allah’ın saygı şeklini ve sınırlarını belirlemesi de en doğal olandır. Bu durum insan neslini önceki ümmetlerde olduğu gibi Allah’ın katında şefaatçi olsunlar diye puta tapmak; birbirlerini kurban etmek, kendini helak etmek vs. gibi bir sürü saçmalık ve kaostan korur. İbadet aynı zamanda saygı ve ibadetin en yüksek şekline terim olarak da verilen isimdir. Onun için ibadet sadece Allaha mahsustur, diyoruz. Namaz oruç gibi ibadetler saygının birer gösterilme şeklidir. Kur'an'da Allah beni anmak için namaz kıl, (taha 14) diyor. Yine; onların ne etleri ne kanları Allaha ulaşır. Sizin takvanız ( itaatiniz) Allaha ulaşır. (Hac 37) Ve yine; "Hem ehline de namaz ile emret, kendin de ona sabır ile devam et. Biz senden bir rızık istemiyoruz. Sana rızkını biz veriyoruz. Sonuç takvanındır. " ( Taha 132) ayetinde de takva ( itaat ve derin saygı) ya vurgu yapılmıştır. Özetle tekrar ediyoruz: Âlemlerin Rabbinin elbette kendisine en yüksek saygı ve itaati, yani ibadeti isteme hakkı vardır. En yüksek övgü onun hakkıdır. Çünkü O, tüm âlemlerin sahibidir.
İbadet kavramı tüm âlemler için geçerlidir. Kur’an’dan deliller: “Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır, sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlar” (En’âm 38- Elmalılı meali). “Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ı tespih etmektedir, O üstündür, hikmet sahibidir.(Haşr-1 Elmalılı meali) “Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ı tesbih eder. Mülk O'nundur, hamd O'nadır. Her şeye gücü yeten O'dur.” (Teğabun-1 Elmalılı meali) Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah'ı tesbih ederler. O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. Şüphesiz O, halimdir çok bağışlayandır. (isra 44- Elmalılı meali) “Senin Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kuracakları kovanlardan kendine evler edin. Sonra meyvelerin hepsinden ye de, Rabbinin (sana) kolay kıldığı yollara gir, diye ilham etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir bal çıkar ki, onda insanlar için şifâ vardır. Şüphesiz ki bunda düşünen bir millet için, büyük bir ibret vardır.” (Elmalılı meali- Nahl suresi-68, 69. Ayetler) “Şunu da görmediler mi: Biz onlar için kudretimizin meydana getirdiklerinden birtakım hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar. Onları, kendilerinin hizmetine vermişiz de, hem onlardan binekleri var, hem de onlardan yiyorlar.” (Yasin 71, 72- Elmalılı meali) “Güneşi ve ayı, âdet ve görevlerinde devamlı olarak size o musahhar kıldı; yine gece ve gündüzün sizin faydanıza o bağladı. Hem Allah istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın bunca nimetini teker teker saymağa kalkışsanız, onu kısım kısım bile sayamazsınız. Gerçekten insan çok zalimdir, çok nankördür.” (İbrahim 33,34-Ali Fikri Yavuz meali)
İbadet kavramı akıllı, şuurlu ve irade sahibi varlıklar söz konusu olunca emretme şeklinde olur. Çünkü irade; düşünerek bağımsız davranabilme kabiliyeti demektir. Böyle varlıklara nasıl davranmaları gerektiği önce öğretilir sonra öyle davranmaları gerektiği emredilir. İçgüdü ile davranan varlıklara ise; nasıl davranmaları gerektiği içgüdülerine yerleştirilir. Cansız varlıkların da sistemleri kurulur. Dolayısıyla içgüdü ile hareket eden varlıklar ile cansız varlıklar Allah’ın onlar için ortaya koyduğu sistemle hareket ederek itaat yani ibadet gerçekleştirirler. Şuurlu varlıklar olan insanlar, cinler ve melekler ise; - ilim ve şuurla hareket ettiklerinden- Allah, merhameti icabı onlara hareket tarzlarını öğretmektedir. Çünkü ilim ve şuur öğrenmekle kazanılır. Kur’an’ın bütünlüğü içinde bu, çok rahat bir şekilde anlaşılabilir. İnsan ibadet (yani itaat ederek) ederek şuursuz varlıkların şuursuz olan davranışlarını da anlamlı hale getirir. Ben bunu, bedenimizde beynimiz ile davranışlarımızın anlam kazanmasına benzetiyorum. Çünkü insan yaratılan varlıklar içerisinde kabiliyetleri ile diğer varlıkları hâkimiyet ve kontrolü altına almada en yüksek derecede olan varlıktır. İnsan yeryüzünde halife kılınmıştır. (Bkz: En’âm 165) Halife sözlüklerde temsilci, vekil, birisi adına iş gören, elçi… manalarına gelmektedir. Evet, insan şuurlu bir varlık olduğundan rabbinin koyduğu düzenle yürümelidir ve buna muhalefet etmemelidir. “O (Allah) göğü yükseltti ve dengeyi koydu. Sakın dengeyi bozmayın” (Rahman,55/7,8- diyanet.gov.tr), “Ey Ademoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin; yiyin için fakat israf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez.” (Araf-31, diyanet meali) Bu ayetlerden ibadet kavramının yasaklardan kaçınma boyunun önemi, açıkça görülmektedir.
İbadetlerin saygı boyutunun önemi çokça insan tarafından fark edilememektedir. Namaz, oruç, Kur’an okuma, Allah’ı zikir boşuna emredilmemiştir. Mesela Kur’an’da Allah Bakara 183’te: “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” Buyurarak orucun nefis terbiyesi üzerindeki önemine değinmiştir. “ Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.” ( Ankebut 45- Elmalılı meali) Ancak burada bahsedilen namaz huşu ile kılınan namazdır. Çünkü Mü’minûn 2. Ayette huşu ile namaz emredilmiştir. Huşu; Namazdaki davranışların ve okunan Ayet ve duaların manaları üzerinde tefekküre dalarak, dış dünya ile namaz esnasında uğraşı ve düşüncelerin mümkün olduğunca kesilmesi ile kılınan namazdır. Tüm kâinatı yaratan ve düzenini koyan Allah’tır. Namaz insana yaratıcısını ve yaratıcısı karşısında görevlerini sürekli hatırlatıp duran günlük meşgaledir. İnsan hayatından bu tür meşgaleler çıkarılırsa zaman içerisinde dini duygular da zayıflar ve bundan çeşitli zararlar oluşur. “Sonra bunların ardından öyle bir nesil geldi ki, namazı terkettiler, heva ve heveslerine uydular; onlar bu taşkınlıklarının karşılığını mutlaka göreceklerdir. “ (Meryem 59) Allah bu ayetten önce, geçmiş milletlerden ve onlara namazın emredildiğinden bahsetmekte, o milletlerin önceki nesillerinin namaz kıldığını anlatmakta ve namazı terkten sonra meydana gelen değişime de vurgu yapmaktadır. Şüphesiz dinin kaynağı Kur’an’dır. Biz delillerimizi öncelikle Kur’an’dan alırız. Günümüzde mesela mili bayramlar kutlarız. Her fırsatta milli duyguları işleriz. Amacımız milli duyguları canlı tutmaktır. Milli duyguların zayıflamasının ülkemiz için iyi sonuçlar vermeyeceği muhakkaktır. Aynı zamanda dini duyguların zayıflaması da dini yaşayış, Allah’ın emir ve yasakları için iyi sonuçlar vermez. İbadetler ile dini duygular sürekli canlı tutulur. Şüphesiz benim yazdıklarım Allah’a ve İslam dinine inanmayanlar için bir anlam ifade etmez. Ancak İslam dinine inananlar için anlamlı olduğunu düşünüyorum. İnanç kişiseldir. Burada İslam’ın kendi iç dinamikleri açısından konuyu inceledim.
Namazda el bağlama saygı ifadesidir. Rüku ve secde de saygının en üst şekilleridir. Müslümanlar saygının en üst şeklinin Allah’a mahsus olduğuna inanırlar. Namazla bunu hem ilan ederler, hem uygularlar. Hem bu davranışlar ile kendi nefislerine bunu sürekli hatırlatırlar. Ayrıca el görmesek te huzurda el bağlama, saygı ile durma, rüku ve secde ile Rabbe karşı aciz olduğunu, Müslüman daima hatırlar, O’na karşı sevgi ve bağlılığı artar.
Zekât veren kişi şu düşünce ile zekâtını verir; “Malı veren Allah, bu malı nasıl ve nereye harcadığımın hesabını soracak. Mal benim için bir imtihandır.” Zekât bu duyguyu sürekli canlı tutunca, malı harama harcama, mala karşı aşırı hırs durumları tedavi olmuş olur. Hem malın belli oranda paylaşımı ile toplumda sevgi ve kaynaşma meydana gelir.
Haccın özellikle insan psikoljisi üzerinde derin etkileri vardır. Yıllar içerisinde mal, mülk, para, insanlarla uğraşı vs. ile yaşamı etkilenen insanlar, hac ile yeniden toparlanma imkânı bulurlar. Mesela bazı insanlar işadamlarının tatile gitmesi için, ne var yani, sene boyunca işle, insanlarla uğraşı ile stres yaşıyorlar. Bunu üzerinden atmaya ihtiyaçları yok mudur? Diyorlar. Burada işadamlarının tatil yapmalarına itiraz için değil, konunun anlaşılması için örnek verdim. Ruhsal sükûneti, enerjisini toparlamayı, hac gibi, dini yaşamada psikolojik bir ortamın olduğu, makam ve mevkiinin, dünyalık uğraşıların bir tarafa bırakıldığı bir ortamda; insanların bu ruhsal sükûneti yakalamaları daha büyük bir olasılıktır. Zaten hacca gidip-gelen insanlarla konuşulduğunda bu durum rahatlıkla anlaşılabilir.
Namaz, oruç, hac, zekât gibi ibadetlerin hem psikolojik hem de sosyolojik etkileri, her birinin fert ve toplum açısından onlarca faydası vardır.
İbadet etmesek ne olur? Şüphesiz Yüce Allah’ın makamına bir zarar gelmez. İbadet etmemekle O’na zarar da veremeyiz. Ancak ibadetin mana ve hikmetlerini bir bütün olarak düşünürsek İslam dininin ortaya koyduğu bakış açısıyla, yani İslam’a göre hem fert, hem de toplum olarak biz zarar görürüz. Bazı insanların Allah ibadete muhtaç mı? İbadeti emrediyor, şeklindeki yaklaşımlarına gelince; kanaatimizce bu sorunun temelinde yatan sebep; bu itirazı yapan insanların ibadet kavramının manasını ve bu mananın açılımlarını bilmemeleridir. İbadete insanlar muhtaçtır. Allah’ın ise kendisine en yüksek saygıyı ve itaati istemeye ve de insanlar için ortaya koyup onay verdiği sistemlere uymayı istemeğe hakkı vardır. Çünkü O tüm evrenin sahibidir. Hesap sormaya da O’nun hakkı vardır.
Etiketler : KISSALAR VE ARAŞTIRMALAR

Sosyal Paylaşım :

468x600

İlginizi Çekebilecek Diğer Başlıklar

Yandex.Metrica
0,4185